GÜN 3: ABD İÇİ İLK YOLCULUK
GİRİŞİMCİLİK

GÜN 3: ABD İÇİ İLK YOLCULUK

Washington’dan sonraki durağımız olan Vermont-Burlington için bugün yolculuk günüydü. O yüzden girişimcilikle ilgili değil biraz şehirler, birazda programla ilgili notlar, biraz da programdaki arkadaşlarımla ilgili kısa bir yazı paylaşacağım.

Washington oldukça düzgün ve kurallı bir şehirdi, Ankara gibi gri ve bürokrasisi fazla bir şehir. Şehire genel olarak bir sakinlik mevcut, sakinlikten kastım da hiç bir zaman trafiğe yakalanmıyorsunuz. En uzak noktaya 15 dakika da ulaşabiliyorsunuz…
10553634_10204633294377796_526935476038853475_n
Washington’da ilgimi çeken bir diğer konu ise tüm müzelere ücretsiz girebiliyorsunuz. 8-9 ay önce İtalya’ya gittiğimde bütçesinin yarısını müzelere harcayan biri olarak bu durum beni oldukça şaşırttı. Şehrin turistik yanını canlı tutmak için iyi bir yöntem… Yine de müzeler kesinlikle İtalya’a göre hiç heyecan verici değildi.

IVLP programında ABD Dış İşleri Bakanlığı sözleşmeli olarak çalışan 3 English Language Officer bize tüm program boyunca eşlik ediyor. Genelde yıllar önce göçmen olarak ABD’ye gelmiş kişilerden oluşuyor, en azından bizim 3 English Language Officer’ımızdan ikisi bu tanıma giriyordu. Sanıyorum ziyaretçilerin kendisini iyi hissetmesi için bu şekilde düşünülmüş bir durum.
10423783_10152291107487308_3731047067091118985_nIVLP’ye seçilen insanlarla tanışınca kesinlikle çok farklı bir grubun içinde olduğunuzu görüyorsunuz. İnsanlar her toplantıda aktif, kimse toplantılara veya buluşmalara gecikmiyor, herkes “mantıklı” sorular soruyor, toplantılarda sürekli not tutuyorlar ve gerçekten size inanılmaz arkadaş canlısı yaklaşıyorlar. İçinde bulunduğunuz ekibin özel olduğunu her an hissediyorsunuz ve acaba bu ekipten kim başbakan olarak çıkacak diye düşünmeden edemiyorsunuz. Benim adaylarım var ama en son da yazacağım:)

ABD’nin havayolu işletmeciliği gerçekten inanılmaz… Havalimanları remsen yaşayan şehirler ve bizim AVM’ler gibi bir çok mağazanın olduğu çok büyük yapılar. İnsanlar AVM yerine sanırım buraları kullanıyorlar…
Bu arada tahmin edeceğiniz gibi ABD’de AVM sayısı çok yüksek değil, insanların çok uzun cadde ve sokaklarda her zaman insanların nefes alması sağlanarak alışveriş yapma olanakları kurgulanmış.
10580194_10152295644612308_2807176186510151876_n

Havayolu taşımacılığına dönersek, tüm şehirlere insanların uçakla ulaşabilmesi için çok büyük olmayan bizdeki BoraJet filosuna benzeri uçaklarla büyük şirketler hizmet veriyorlar. Biz de bu kadar az yolcuyu taşımanın operasyon maliyeti yüksek olacağı için bu yöntem sanırım pek tercih edilmiyor. Malum yakıt biz de pahallı olduğu için operasyon maliyeti de yükseliyor, bu nedenle de biz de bu yöntem kullanılmıyor. Yolunuz düşerse çok uzun olmasa da 1-2 günlüğüne mutlaka Vermont’a uğramalısınız. Vermont demokratların ağırlıklı olduğu bir şehir olduğu için de göçmenler konusunda daha açık görüşlü bir duruş sergiliyor. Birçok göçmen şehirdeki şirketlerde karşınıza çıkıyor ve göçmenlere yönelik birçok projede bu şehirde hayata geçirilmeye devam ediyor.

Yine ilginç bir detay da bizdeki gibi ekonomiyi bir şehre sıkıştırmıyorlar. Yani tüm şehirlerde her eğitim düzeyinden her meslekten insan çalışabilecek iş bularak başarılı bir kariyere sahip olabiliyor. “Kariyerim için x’e yerleşmem…” gerekir gibi sözler çok fazla olmuyor… Hatta Vermont’da bizi ağırlayan World Affairs Center’ın başkanı 3 milyonluk bir şehirden 42.000 kişilik küçük bir şehre gelmiş ve buradaki refah seviyesinin daha yüksek olduğunu söylüyor. Ekonomik gelişmedeki eşit dağılıma bir örnek de üniversite sayılarına bakarak verebiliriz. Vermont’da 2 büyük üniversite yer alıyor ve yaklaşık 15.000 öğrenci bu okullarda eğitim görüyor. Yani şehrin nüfusunun yarısı kadar öğrenci de bölgedeki yer alıyor.

Son olarak birlikte programda yer aldığım arkadaşlarımdan birinin hikayesiyle bitireyim… Laura Avustralya’dan programa katılıyor. Yine ekibin yaş ortalamasına yakın bir yaşta ve 5 senedir kendi şirketi Enterprise Learning Projects (http://www.elp.org.au) ile sosyal girişimcilik projeleri yürütmeye başlamış. Laura Avustralya’nın gelişmemiş bölgesindeki insanların özellikle teknolojiye ulaşarak veya teknolojik platformu ELP üzerinden sağlayarak yerel değerleri üzerinden kalkınmalarını destekliyor. Yani bizdeki gibi o insanların göç etmesini değil, kendi topraklarında kalkınmasına yönelik projeler için çalışıyor. Özellikle ülkenin yerel kabilesi olarak kabul edilen Aborjinlere yapılan ayrımcılık ve onların kalkınma zorlukları üzerine projeler geliştiriyor. Dediğimiz gibi bu insanların kendi gelenek ve göreneklerindeki değerleri ekonomik kalkınmayla sürdürmelerini sağlmak amacında. Projelerle ilgili videoyu izlemek isterseniz:

Bununla birlikte Laura’da her girişimci olarka bu projelere “fund raising” yapmak konusunda zorlanıyor. Bunu aşmak için 2 yönteme başvuruyor; Birincisi tabi ki her girişimcinin sıkça başvurduğu yöntem olan know-how ile danışmanlık hizmeti vermesi ve buradan gelen kaynağı sosyal girişimcilik projelerini hayata geçirdiği şirkete aktarıyor. İkinci yöntem de biz de hala oturmayan yöntem olan “crowdfunding” metodu.. Crowdfunding ile proje bazlı olarak hem bölgedeki hem de tüm dünyadaki kişilerden fon oluşturmayı sağlayabiliyor. Bu konuda istediği hedeflere de genelde her projede ulaşmış durumda… Tamamlanan son projesi için linkten bilgi alabilirsiniz.

Laura’nın da bir “changemaker” olduğu açık ve ülkesindeki yerel değerler için yaptığı bu çalışmanın başarıya ulaşacağından eminim…

Bugünün özetine gelirsek; Türkiye olarak “kalkınma”yı bir şehre ekonomiyi sıkıştırmak, AVM yapmak olmaktan vazgeçmek ilk hedefimiz olmalı… Bizim de Ankara, İzmir, Samsun gibi şehirlere olan “takıntı”mızın sebebi de bu diyebiliriz. Bununla birlikte sosyal girişimcilik projelerini hayata geçirmek için “crowdfunding” metoduna başvurun ama bunu yaparken etkili bir video, can alıcı pazarlama cümleleri ve mümkünse global platformlar üzerinden fon toplamaya çalışın…

Author Info

N. Barış Okur

“Your idea is not original trust me! You have to cultivate that idea let it grow and more important make sure it survives. For that reason be a worker before being a boss!”