GÜN 2: BİRAZ SOSYAL GİRİŞİMCİLİK BİRAZ SİYASET
GİRİŞİMCİLİK

GÜN 2: BİRAZ SOSYAL GİRİŞİMCİLİK BİRAZ SİYASET

Programımızın 2. günü 3 toplantılı bir gün olarak kurgulanmıştı. Sabah ABD Dış İşleri Bakanlığı’nı ziyaret ettik, öğlen Sosyal Girişimcilik alanındaki ABD’nin 3 etkili organizasyonuyla roundtable soru-cevap seansı ve öğleden sonra da ABD’nin yönetim sistemi olan fedaralizmle ilgili bir eğitim gerçekleşti.

Oldukça dolu bir günde sabahki ABD Dış İşleri Bakanlığı ziyareti dışındaki etkinliklerde daha çok merak ettiğimiz soruları sorabileceğimiz formatta olduğu için bu etkinliklerde yine bilgiye doyduk… Dış İşleri Bakanlığı’na yaptığımız ziyaretin en önemli kazanımı ABD Dış İşleri Bakanlığı’nı ziyaret etmiş olduk. Ben dahil birçoğumuzun dolu dolu soru sormasına fırsat kalmadığı için aslında tatmin olmadığımız noktalar oldu… Ancak daha Dış İşleri Bakanlığı ile başka toplantılarımız olacağı için bu soruları da sorma fırsatımızın olacağını düşünüyoruz. Bir kötü tesadüf de Dış İşleri Bakanlığı’nda bizimle toplantıyı gerçekleştiren yetkili göreve başlayalı sadece birkaç hafta olduğu için alanıyla ilgili bilgilere yeni yeni hakim oluyordu… (Bu arada “We are the world” isimli çalışmamızın fotoğrafını nasıl buldunuz?)

10606338_10204633321858483_3268313205988419883_n

Yine de tabi ki hiç birşeyden kaçınmadan samimiyetle ve çok profesyonel bir şekilde bizi ABD’de ağırlayan ABD Dış İşleri Başkanlığı’nın ayarladığı bu brifing seansında bile bulunmak inanılmaz bir deneyimdi.

Gelelim 2.gün en önemli 2 etkinliğine…

İlk etkinliğimizde Ashoka, Global Fund for Children ve GlobalGiving adlı 3 “social enterprise” ile roundtable gerçekleştirdik. Ashoka farklı bölgelerde büyük şirketlerle sosyal projeler gerçekleştiren bir kuruluş olarak sanırım alanında en iyi veya en iyilerden. Ashoka’nın hem bölge ihtiyaçlarını bilmesi hem de firmaların yetenekleri veya taleplerine göre proje üretebilmesi onları farklı kılan en önemli özellik. Global Fund for Children ise isminden de anlaşılacağı gibi bizdeki LÖSEV veya Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi çocukların eğitim ihtiyaçların ve sağlık sorunlarına yönelik projeler üreten bir dernek olarak faaliyetlerini sürdürüyor. GlobalGiving ise farklı bir iş modeli olan ve sosyal projelere “crowdfunding” yapılmasını sağlayan online bir platforma sahip bir sosyal girişim.

Bunlardan en çok ilkimi çekenle GlobalGiving ile devam edeceğim. Global Fund for Children gibi kuruluşlar Türkiye’de çok, Ashoka ise daha çok bilenen ve girişimcileriçin giriş bariyeri olan bir hizmet türü sunanan bir kuruluş olduğu için GlobalGiving ile devam etmek daha yararlı olacaktır diye düşündüm. GlobalGiving Türkiye’de kaynağı az olsa da kolaylıkla başlatabileceği bir girişim. Gelelim GlobalGiving ile ilgili notlarıma;

GlobalGiving belirli sezonlarda proje alan ve belirli tarihlerde fonlanması için projeleri yayına açan bir crowdfunding platformu. Diğerlerine göre girip hemen proje başvurusu yapamıyor, belirledikleri son tarihe kadar projenizi gönderiyorsunuz ve onlarda projeleri inceledikten sonra yine kendi belirledikleri tarih aralığında yayına alıyorlar.

Kişisel olarak projenizi önerebildiğiniz gibi firmalar veya dernekler de diledikleri gibi proje önerebiliyorlar. Tabi ki projenizin daha dikkat çekici olması, üst sıralarda gözükmesi vs. gibi avantajlarınız olmasını istiyorsanız; kurum olmanız, GlobalGiving approved bir şirket/dernek veya kişi olmanız, projenizin önemli bir sorunu çözmesi önem taşıyor. Örneğin şu anda sayfaya girdiğinizde göreceğiniz projeye Ebola için ilaç dağıtılmasını sağlayacak bir proje. Aynı şekilde firmalar kendisi proje önerisi yapmasa da bağışçı olarak projelere destek verebiliyor.

Burdaki en önemli yenilik ise firmalara sağlanan hediye kartı uygulaması olarak öne çıkıyor. Hediye kartı uygulamasında firmalar GlobalGiving’e bağış yapıyor ve bu bağışın karşısında çalışanlarına bir hediye kartı dağıtıyor. Şirket çalışanlar bu hediye kartı ile girip istediği projeye bu kaynağın aktarılmasını sağlıyor. Yani firmalar, çalışanlarının adına bağış yapıyor ama bu bağışın hangi projeye gideceğine çalışanlar karar veriyor. Tabi ki bu noktada aklınıza “Kullanılmayan hediye kartları ne oluyor?” sorusu gelebilir… Benim de aklıma geldi ve toplantıda sordum. Kullanılmayan hediye kartları bağış zaten yapıldığı için hediye kartının son kullanma tarihinden sonra bir havuza aktarılıyor. Bağış döneminin tamamlanmasına yakın GlobalGiving bu parayı belirli kriterlere göre hedefine ulaşamayan projelere dağıtıyor. Yani hediye kartı için firmanın yaptığı bağış firmanın kasasına gitmiyor, bağış olarak projelere aktarılıyor. Hediye kartı konusunda aklıma gelen 2. sorunun da şahsen çok mantıklı olduğunu düşünüyorum ve tabi ki de bu soruyu sordum. “Peki hediye kartıyla gelen kişilerin ne kadarı tekrar bağış yapıyor veya hediye kartınının tutarından daha fazla bağış yapıyor?” Aldığım cevap ise biraz üzücü biraz da sevindirici oldu… Böyle bir oranı tutmadıklarını ama tumanın iyi fikir olduğunu, bu fikir için teşekkür ettiklerini söylediler. O anda Amerikalılara iyi bir fikir vermenin gururuyla alkışlarla toplantı salonunu terkettim. :)
Hediye kartı fikrinin aslında ne kadar iyi fikir olduğunu bir daha düşünsenize; 5xWIN (win-win-win-win-win) oluyor diyebiliriz. Firma bir bağışçı olduğu için PR olarak öne çıkıyor, vergi avantajı sağlıyor, çalışanlar projelere yatırım yaptıkları için hem şirketlerinin aslında ne kadar da düşünceli bir şirket olduğunu düşünüyorlar hem de bağış yaptıkları için kendilerini huzurlu hissediyorlar,  GlobalGiving bağış topluyor ve hatta insanlar GlobalGiving’den haberdar olduğu için daha düşük ücretle pazarlama faaliyeti gerçekleştiriyorlar, projeler bağış alıyor ve hatta tahminen hediye kartı olan kişiler hediye kartından daha çok tutarı bağışlıyorlar… Şahsi kanaatim hediye kartı fikrinin “dahiyane” olduğu yönünde…
Projelerin hem toplam bağış sınırı hem de süre sınırı olmasını da şöyle açıklıyorlar; “Düşünsenize sokakta size geliyorum ve benim çocukların eğitimiyle ilgili bir projem var bağış yapar mısınız diye kartımı veriyorum. Siz de tamam diyip o kartı bir yere atıyorsunuz. Bir de şöyle düşünün, sokakta yanınıza geliyorum ve 2 hafta içinde 5000 dolar toplarsak çocuklar için eğitim projesini hayata geçireceğinizi söyleyerek kartımı veriyorum. Muhtemelen ilk uygun olduğunuz zamanda kartımı çıkarıp web sitesine girip bağış yapacaksınız. İnanın süre kısıtı olduğunda ve miktarı belirttiğiniz de insanların bağış yapma motivasyonu daha çok oluyor.” Aldığım cevap oldukça tatmin ediciydi…

GlobalGiving nereden para kazanıyor sorusunun cevabına gelirsek; Genel olarak yapılan bağışın %15’ni bağışçıdan talep ediyorlar ya da bağışçılar istedikleri tutarı GlobalGiving’e hizmet bedeli olarak verebiliyorlar. GlobalGiving şu anda “transaction fee” ile tüm masraflarının %100’nü karşılıyor. API kullanarak web siteniz üzerinden istediğiniz proje için siz de GlobalGiving adına bağış toplayabiliyorsunuz. Tabi ki burda da benzer bir projeyi hayata geçirmeyi düşündüğümüz için şu soruyu sordum; bu bağışlar için “transaction fee” paylaşımı nasıl oluyor? Verilen cevap yine yukarıdakiyle aynıydı: “Böyle bir teklif hiç gelmedi, oldukça yenilikçi bir fikir… Neden ilk kez sizle denemiyoruz?” Şu anda bu konuyla ilgili olarak kendisiyle yazışmaya başladık, bakalım anlaşabilecek miyiz?

Bugünün son ve önemli sayılabilecek diğer toplantısı ise ABD’nin yönetim şekliyle ilgili olarak Washington Üniversitesi’nden bir profesörleydi. ABD’nin yönetim şekli ve fedaralizmi merak ediyorsanız yazıyı okumaya devam edebilirsiniz, ya da ben sadece girişimcilik kısmıyla ilgileniyorum diyorsanız Gün 3 yazısında görüşebiliriz…

Lafı kısa tutup hemen profesörün bize aktardıklarından size de ilginç gelebileceğini düşündüğüm şeyleri madde madde sıralayım;

  • Temsilciler meclisi 435 üyeden oluşuyor ve ülkeyi nüfus açısından 435 eşit parçaya ayırıyorlar. Her parçada 700.000 kişi yaşıyor ve temsilciler meclisindeki her bir üye bu 700.000 kişiyi temsil ediyor. Temsilciler meclisi 2 yılda bir seçiliyor.
  • Senato ise 6 yılda bir seçiliyor. Senatodaki toplam 100 üye eyaletleri temsil ediyor. Burda nüfusa göre bir dağılım yok, nüfusun fazla olduğu eyalette de, az olduğu eyalette de aynı sayıda senatör ile temsil ediliyor. Senatörler genelde çok uzun yıllar görev yapıyorlar ve koltuklarını bırakmıyorlar. Bunun nedeni ise senatörlerin daha denetleyici şekilde kongrede yer alması. Yani senatörlerin tecrübeli olmasını yararlı buluyorlar.(“Senato demişken, Beyaz Saray…” isimli diğer çalışmamızı aşağıda görebilirsiniz)10615499_10204633171694729_423659098142286244_n
  • Kongre aslında hemen hemen en çok yetkiyi elinde bulunduran kuruluş, Başkan sadece orduyu yönetirken, kongre diğer tüm konulardan sorumlu durumda. Borçlanma, bütçe, vergilendirme, vatandaşlıkların kabulü, patentler, iflas hemen hemen herşey kongrede onaylanıyor. Kongrenin için de de senatörler ve temsilciler meclisi farklı görevlerde olduğu için çok denetleyici ve tek partinin kolay domine edemeyeceği bir yönetim sistemine sahipler.
  • 15 bakanlıkları var ki bu kadar büyük bir ülke için oldukça az. 6 bakanlık 11 Eylül’den sonra Homeland Security adı altında tek bir bakanlığa bağlanmış ki bu bakanlık tabi ki en yüksek bütçeli bakanlık.
  • Partilerin 2 aşamalı yani ön seçim yaparak seçime girmeleri neredeyse zorunluluk olmuş. Yasal bir zorunluluk yok ancak aksini yapmayı hiç düşünmüyorlar. Bizim siyasi partilerimize selam olsun diyelim…
  • Federalizmin bir çok avantajını da profesör çok iyi sıraladı. Bu kadar büyük bir ülkede Washington’a 1000 km uzakta bir bölgenin yer altı kaynakları, iklimi, eğitim sistemi, yasaları ile ilgili tüm kararların Washington’dan alınması sizce doğru mu? Her bölgenin farklı değişkenleri var bunları göz önünde bulundurmadan bir bölgeden karar alınmasının çok doğru olmadığını söyledi. Açıkcası argümanları da çok bu konuda sağlamdı… Örneğin polis gücünü her eyaletin valisi yönetir ve güç sadece 1 adamda, ABD başkanında olmaz… Aslında da durum biz de de hemen hemen böyle ancak bizde yaşanan sorun valilerin seçilmiş değil, atanmış kişiler olması. Valilerin yasaları, polisi ve eyaleti yönetmeye aday kişiler olduğunu düşünürsek atanmış değil, seçilmiş kişiler olmasının önemi daha da çok artıyor.
  • Son olarak da “Electoral Votes” konusuyla ilgili o kritik soruyu sordum. ABD’nin seçim sisteminde işler şu şekilde yürüyor; Bir eyalette en çok oyu alan o eyaletteki tüm “Başkan seçme hakkı” olan “Electoral Votes”u alıyor. Bir açıdan bakınca o eyalette geride kalan oylar göz ardı edilmiş oluyor. Aslında biz de yakın zamanda gündeme gelen daraltılmış bölge seçim sistemi de bu sistemeoldukça yakın bir sistem. Ben de bunu çok adil bulmadığımı kendileri nazik bir soruyla belirttim. Açıkcası aldığım cevap beni fazlasıyla tatmin edmemiş olsa da profesör beni nazikçe taca çıkardı diyebiliriz. “Aslında haklısın dışarıdan bakıldığında pek adil olmayabilir siz de de 2 gün önce cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı da orda da 1. olan dışında kalan herkesin oyları reddedildi. Biz de senato ve temsilciler meclisi gibi daha çok denetleyici olduğu için göz ardı edilen oylar o durumda zaten kongrede temsil hakkı buluyor. Yani başkanlık dışında kalan tüm alanlarda denetleyici mekanizmalarımız olduğu için başkanlık seçimlerindeki “electoral votes” ile seçilen başkanımız her konuda istediği gibi davranamıyor.”

Bugünü siyasi olarak özetlemek gerekirse; federalizm aslında doğru kurguyla ne kadar başarılı işleyen bir sistem, bu açık… Bununla birlikte özellikle GlobalGiving gibi sosyal girişimcilik projeleri için bizim ülkemizde giriş bariyeri oldukça düşük, deneyin derim…

Author Info

N. Barış Okur

“Your idea is not original trust me! You have to cultivate that idea let it grow and more important make sure it survives. For that reason be a worker before being a boss!”