GÜN 1: BARIŞ SOSYAL GİRİŞİMCİLİKLE YENİDEN TANIŞIR
GİRİŞİMCİLİK

GÜN 1: BARIŞ SOSYAL GİRİŞİMCİLİKLE YENİDEN TANIŞIR

Blog yazılarımı bilgisayarda tamamlama rağmen oldukça yoğun bir programımız olması nedeniyle bir türlü online olup yayına alamıyorum. Bunun için 1 gün geriden geliyoruz, ancak merak etmeyin içinde bir toplantı, bir etkinlik olan her gün için bir yazı gelecek…

Washington’daki 2., programdaki ilk günümüze sabah program brifingi ile başladık. 1 dakikalık elevator pitch ile kendimizi ve yaptığımız işi anlatmamızı istediler. Çoğumuz 1 dakika olmadan yaptığımız işi kolayca anlatabildik çünkü “inkübasyon, startup, girişimci” vb. kelimeleri burada tanımlamanıza gerek yok…

Dış İşleri Bakanlığı kısmında çok kayda değer birşey söylenmedi, sadece program konsepti ve dikkat etmemiz gerekenler anlatıldı. En ilginç konu bize fotoğraflarımızın paylaşılmasına dair izin verdiğmiz bir kağıdı imzalatmaları ve toplantılarda çektiğimiz fotoları karşı tarafın izni olmadan sosyal medyada paylaşmamızdı. Özel hayatın gizliliği gibi konulara ne kadar önem verildiği açık sanırım… Bu kısmı çabuk geçip ilk günün bana çok şey öğreten öğle yemeği ve eğitimine geleceğim.

Öğle yemeğinde Dış İşleri Bakanlığı’nın misafiri olarak kalburüstü olarak tabir edeceğimiz bir restauranta gittik… Kalburüstü ama diet kola veya kola zero servisleri yoktu, hayal kırıklığına uğradım… Neyse konumuz bu değildi:)

Öğle yemeğinde Bahamalar’dan, Hindistan’dan, Ürdün’den ve Uruguay’dan birer arkadaşımla aynı masadaydım ve tabi ki konumuz “girişimcilik”di.
1610794_10152291101757308_5427290333022419504_n

Genel olarak öğle yemeğindeki konularımıza gelirsek;

  • Hemen hemen tüm ülkelerdeki üniversite öğrencilerinin girişimcilik yeteneklerinden memnun değiller. Bizim de sıkça dile getirdiğimiz gibi iş disiplinleri yeterli değil, girişimciliği “hobi” olarak görüyorlar ve çözmeye çalıştıkları sorun genelde gerçek bir sorun değil. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak sorunu bu sanırım. Hatta bir çoğu iş tecrübesi olan girişimcilerin daha iyi olduğunu ancak onların da risk algısının çok düşük olduğunu ve bu yola çıkamadılarını söylüyorlar. Evet aynen bizim ülkemiz gibi…
  • Girişimcilik eğitimini ilkokulda başlatmak bizim gibi herkesin hayali… Ancak kısa vadeli dönüşü ölçülemeyeceği için hükümetler ve özel şirketler bu hedefe odaklanmayı redediyor.
  • Eğitimi ilkokula indirmekle birlikte eğitimin “girişimci” olmak için yeterli olmadığını ve girişimci yeteneklerinin yaşanarak kazanıldığını düşünüyorlar.

Öğle yemeğindeki bu 3 ana konu girişimcilik stratejisini yeni oluşturan ülkelerin aynı noktada olduğunun ve ortak akılla aynı sonuca vardıklarının iyi bir göstergesi sanırım…

Öğle yemeğinden sonra ise Sosyal Girişimcilik ve Kurumsal Sosyal Girişimcilik konusunda ise hayatımın en iyi eğitimlerinden birine girdim. Sadece girişimcilik değil, eğitim olarak sanıyorum en iyilerinden biriydi.

Sosyal girişimciliğin ne olduğunu ve sosyal girişimcilik alanında işlerin nasıl yürüdüğünü oldukça iyi anlatan bir eğitimdi. Gelelim eğitim notlarına;

15209_10152291103917308_3325269639240716801_n

Sosyal girişimcilik şudur diye tanım yapmak ABD’de de oldukça zor. Sosyal girişim için eğer bir tanım yapmak gerekirse “sosyal” sorunlara çözüm üreten ve sosyal olaylara dokunan girişimler olarak tanımlayabiliriz. (Sunumdaki tanım: A market-based, business like approach to solving social problems)
Sosyal girişimcilikte de kesinlikle self-sustaining olma amacı vardır, yani girişim kendini çevirebilecek durumda olmalıdır.

  • Sosyal girişimcilik kesinlikle kar amacı gütmeyen, iş modeli olmayan girişimler olarak tanımlanmıyor. Ülkemizde Motivolog gibi girişimlere söylendiği gibi “Bu iş çok güzel bir sosyal girişim olarak kalır, para kazanmaz…” diyenleri burada sopayla kovalarla. Sosyal girişimler sürdürülebilir olmak için para kazanmak zorunda ve tüm iş modelleri de bunun üzerine kurulu. Tekrar etmek gerekise; “sosyal girişimler para kazanmaz…” yaklaşımını kafanızdan çıkarın.
  • Sosyal girişimcilikte de kesinlikle self-sustaining olma amacı vardır, yani girişim kendini çevirebilecek durumda olmalıdır.
  • En büyük sosyal girişimci devletlerdir ancak devletin herşeye yetişmesinin her geçen gün zor olduğu farkedildiği için özellikle ABD’de de sosyal girişimler bu rolü devletten almaya başladı.
  • Sosyal girişimcilik projelerinin ortaya çıkışı ise, “social enterprise” olarak tanımlanan işletmeler çok uluslu veya büyük şirketlerle projeler bazında işbirliği yapıyorlar. Projeye göre “social enterprise” da firmaya gidebiliyor, firmada “social enterprise”a gelebiliyor.
  • Kar amacı gütmeyen vakıf ve dernekler bizim ülkemizde olduğu gibi de ABD’de de pazarlama konusunda çok başarısız ve yetersizler. Bu nedenle sosyal projelere şirket gibi yaklaşan “social enterprise” kavramını yaratmışlar, oldukça akıllıca…
  • “Social enterprise” yasalarla tanımlanmış bir olgu değil, ancak kar amacı güden veya gütmeyen herhangi bir kurum sosyal girişimcilik projeleriyle “social enterprise” olarak tanımlanabiliyor. Bizim ülkede de bilinecek en önemli örnek Ashoka…
  • “Social enterprise” dediğimiz kavram ise sadece proje yapan şirketler değil, aynı zamanda Ben&Jerry’s gibi sosyal sorumluluğu iş modelinin tamamına yaymış şirketler.
  • Firmalar ve kişiler eskiden kısa dönem hedeflere odaklılardı, sosyal girişimcilik kavramının yerleşmesiyle orta ve uzun vade hedeflere yoğunlaştılar. Bunun nedenine de gelirsek tabi ki ticari bir beklenti de söz konusu. Örneğin; çevre kirliliğine yol açan bir iş yapıyorsan ya yüksek vergi ödemek zorunda ya da bir NGO ile işbirliği yapmalı ve bir proje başlatmalısın. Firmalarda tabi ki hem daha az maliyetli olduğu hem de aynı zamanda insanlara iyi gözükmek adına PR olduğu için NGO ile işbirliği yolunu seçiyorlar. Düşünsenize; çevre kirlilği yaratan firmalar “X 10.000 ağaç ile Y kadar oksijen salınıma destek oldu!” diyerek çevre kirliliği gerçeğiyle insanları yüzleştirmiyorlar. Etik değilmiş veya acımasızmış gibi gelebilir ancak bu firmalar zaten ciddi bir devlet denetiminde olduğu için gerçekten yarattıkları çevre kirliliğinden daha çok “olumlu” iş yapıyorlar.
  • Eğitimdeki örneklerden biri de; Goldman Sachs’ın 10.000 kadın girişimci projesiydi. Bu da bir sosyal girişimcilik projesi ve Goldman Sachs için bu proje hem bir reklam aracı hem de 10.000 kadın girişimci aynı zamanda “future customer” demek…
  • Yine sosyal girişimcilikle ilgili en çok hoşuma giden tanımlardan biri de; sosyal girişimcilik projelerinde ve sosyal girişimlerdeki en önemli kriter ofisinizin ne kadar büyük olduğu değil, ne kadar çok insana dokunduğunuzdur.
  • Sosyal girişimcilikte metrik görmek zor olduğu için öncelikle projelerde işbirliği yapılacak firmalara şu düşünce aşılanıyor: “Benden 1 yıl içinde somut metrik göstermememi bekleme, ben sana bunları değiştirdim ve değişim normalden şu kadar farklı oldu…” Bunu söylerken de metrikler olmadığı için “smart proxy”  kavramı kullanılıyor. Smart proxy kavramını şöyle açıklayabiliriz; Örneğin projemizin etkisiyle insanların günde ellerini yıkama sayısındaki değişimini tespit etmek istiyoruz, ama teknik olarak bunu yapmak mümkün değil. Bunun yerine o bölgedeki sabun satışlarındaki değişimini esas alıyoruz. Böylece de projenin etkisini ölçebiliyoruz. “Social entreprise” olarak işini büyütme yani “scaling” problemi yaşamanın normal olduğu belirtiliyor, bu yüzden de replike etmenin daha sağlıklı olduğunu söylüyorlar. Aynı kampanyayı farklı bölgelerdeki firmalara uygulamanın “scaling” konusunda işi kolaylaştıracaktır, argümanları bu… Oldukça mantıklı ve kolay gözüküyor di mi?

Deneyin…

Son olarak firmaları nasıl ikna edecek veya fon yaratacak sorusu aklınıza geliyor olabilir, çok da haksız sayılmazsınız. ABD’de firmalar ve insanlar bu konuda tabiki daha bilinçli olduğu için ikna süreci daha kolay, Türkiye’de ise işin çok başındayız, haklısınız… Ancak olaya yukarıda yazdığım Goldman Sachs yöntemi ile bakarsanız sosyal girişimlerinizi hayata geçirmek ve fon bulmak için firmaları daha kolay ikna edebilirsiniz.

Tekrar söylemem gerekirse; Sosyal girişim demek para kazanmayan girişim demek değildir…

Gelir adaletsizliğinin yüksek olduğu, eğitim, engelli hakları, kadın hakları, sağlık gibi bir çok sorunun olduğu ülkemizde sosyal girişimcilik alanında gideceğimiz çok yol var. Bu fırsatları değerlendirebilir ve sosyal girişimci olabilirsiniz!

Author Info

N. Barış Okur

“Your idea is not original trust me! You have to cultivate that idea let it grow and more important make sure it survives. For that reason be a worker before being a boss!”