GÜN 0: MERHABA RÜYALAR(?) ÜLKESİ
GİRİŞİMCİLİK

GÜN 0: MERHABA RÜYALAR(?) ÜLKESİ

Malum ABD’ye gitmeden önce hergün için bir blog post yazacağımı Twitter üzerinden söylediğimde bu konuda bir çok destek aldım… Şimdi de sözümü tutma zamanı!

İlk gün için herhangi özel bir etkinlik olmadığı için gelen olarak Amerikalı alışkanlıklarından, programdan ve programdaki arkadaşlarımdan bahsedeceğim. Bazılarının ne iş yaptığını anlayamasam da ilgimi çekenleri sizinle paylaşacağım.

ABD’ye 15 yıl sonra ilk gelişim, daha önce “çocuk” olarak geldiğim için de işin sadece eğlence kısmına bakmış, pek gözlemim olmamıştı. Daha önce ziyaret edenler için tekrar olacak ama biraz Amerikalı alışkanlıklarından bahsedeyim istedim.

  • Odalarda ve asansörlerde çok fazla ayna yok, nedenini çözemedim ancak sanıyorum fiziksel takıntıları çok olmadığı için durum böyle… Gerçekten herkes kendisiyle çok barışık ve kimse kimseyi dış görünüşü için yargılamıyor.
  • Kahvaltıda domates yok, bu konuyla ilgili ağır konuşurum da şimdilik susuyorum…
  • Tüm Amerikalılar göz teması kurarak konuşuyorlar. Kalabalığa konuşurken de herkese bakmaya özen gösteriyorlar. Bence bizim de kazanmamız gereken bir özellik…
  • Kimliklerimizde “Din” hanesi olmasına çok şaşırdılar. Ürdünlü bir arkadaşla aynı sorunu yaşadığımız için bizim adımıza üzüldüler ve kızdılar. “Gerçekten inanılmaz birşey!”, “Nasıl olur?” diyip durdular… Haksız sayılmazlar…
  • Demokratlar ve Cumhuriyetçiler kutuplaşmadan birlikte çalışıyor, kimse tercihini söylemekten çekinmiyor.
  • Bahşiş mevzusuna alışmak çok zor, taksilerde %10, restaurantlarda da %15-%20 arası bahşiş bırakmazsanız sizi sopayla kovalayabilirler ya da gittiğiniz yere bir daha gidemeyebilirsiniz… Hatta ve hatta odanızı temizleyen personel veya oteldeki her sabah kahvaltı servisindeki personel için de 1 dolar bırakmanızı bekliyorlar… Çok ilginç…
  • Şaşırtıcı birşey de binaların içinde 4G çekmemesi ve WiFi’in otellerde, restaurantlarda, havalimanlarında oldukça yavaş olması, TTNET’e o kadar da sövmüyorum burdayken… Bizim mobil operatörlerin en kötüsü bile 3G’den bence 4G’den daha iyi hizmet veriyorlar. Yanılıyor olabilirim ama genel gözlemim bu…
  • En can alıcı ise kitapçılardaki “Business” bölümünde artık MBA kitapları alt raflara giderken, “startup” kitapları en dikkat çekici şekilde raflarda yerini almış durumda.

kitapci-day0

Genel olarak çoğu Türk’e toz pembe bir ülke gibi gelmesine rağmen ve ülkemdeki bazı gelişmelerden endişe duysam da, buraya göçmen olarak yerleşme hakkım olsa da ilk gün beni burada yaşamaya ikna eden birşey olmadı…

Şimdi gelelim daha çok girişimcilikle ilgili kısma yani program notlarıma… Öncelikle buradaki arkadaşlarımla konuştuklarımıza biraz değinelim.
grup-day0

IVLP programı ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın Eğitim ve Kültürel İlişkiler Bakanlığı tarafından başlatılmış bir program. Bu büronun en tanınmış programı ise The Fulbright Program. IVLP’de bu dönemin teması da Changemakers: The Impact of Social Entrepreneurship in the U.S olarak belirlenmiş. Yani hem sosyal girişimcilik hem de “changemaker” sayıldığım için mutluyum:)

  • IVLP programı bu zamana kadar 3000’ye yakın bursiyeri ABD’ye getirmiş. Şu ana kadar programa katılanların arasından 350 civarı başbakan, milletvekili, belediye başkanı çıkmış. Sizin programdan sonra ne yaptığınız da takip ediyorlar
  • 21 kişilik, yaş aralığı 27-35, genellikle de 29-30-31 ve 32 yaşında bir grubuz.
  • 13 kadın 8 erkek olarak programa seçilmişiz, raslantı mı bilmiyorum ancak kadın erkek girişimci dengesi açısından oldukça “şık” bir seçim olmuş:)
  • Gereksiz bilgi gibi gelecek ama katılanlar arasında sadece 2 kişi evli, geri kalan %90 ise bekar… Girişimciliğin kaderi bu sanırım:) Gerçi yaş da genç daha…
  • Avrupa’dan beni de sayarsak sadece 3 kişi programda. Bulgaristan ve Macaristan’dan bize yakın 2 komşumuzla programdayım.
  • Hindistan burda da kalabalık,4 kişi gelmişler.
  • Meksikalı katılımcı Caro’nun söylediği şey ilgimi çekti: Meksika’da işletmelerim %70’i ilk 2 senesinde kapanıyormuş, sanırım bizim ülkeden daha yüksek bir oran.
  • Latin Amerikalılar ekibin en sıcak insanları diyebiliriz, herkesle harika ilişki kuruyorlar.
  • Bizim Avrupalılar ise konuştuğunda sıcaklar ancak kendileri gelip ilişki kurmuyorlar, klasik Avrupalı sorunu devam ediyor diyebiliriz…
  • Grup genel olarak kar amacı gütmeyen kurumlarda çalışanlar veya oraların yöneticileri. Ben dahil 8 kişi kendi işini yapıyorlar. Konsept sosyal girişimcilik olduğu için aslında çok normal bir oran. Söz konusu şirketlerin her biri potansiyel olarak “social enterprise” tanımına giriyor.
  • İnkübasyon merkezi, hızlandırıcı, startup vb. gibi tanımları hepsi biliyor, açıklamaya gerek kalmıyor.
  • Gelenleri çoğu hala startup yerine SME diyor, bu algı onlarda da kırılmamış…
  • Ekiptekileriden ilgimi çekenleri ara ara kısa kısa anlatacağım;
  • Macaristan’dan Katalin göçmenlerin  toplum için de normalleşmeleri için çalışan bir dernekte yönetici. İlginç olarak söylediği de; çok göçmen olmadığı için toplumda da hiç kabul görmüyorlar. Hedef kitle küçük olsa da önem derecesi yüksek bir iş yapıyor.
  • Bahamalar’dan Jaime bilin bakalım ne yapıyor? Süblimasyonla kişiye özel telefon kılıfı projesi… Tanıdık geldi di mi? :)
  • Bulgaristan’dan Veselina ise Bulgaristan’dan sanatın gelişmesi için bir vakfın yöneticisi. Söylediği en ilginç şey ise; Sovyetler Birliği’nin ve bölgeye baktığınızda kültürel olarak beslenen ama sanat eseri çıkaramayan bir ülkeyiz. Amacımız bunu nasıl çözeriz diye araştırmak.

Gün 0 için sanırım bu kadar yeterli… Yarın ilk gün eğitimi ve o gün gruptaki arkadaşlarımla konuştuklarımı yazmaya devam edeceğim…

Not: Gezdiğim yerleri çok anlatmayacağım, görmemişlik olmasın:)

Author Info

N. Barış Okur

“Your idea is not original trust me! You have to cultivate that idea let it grow and more important make sure it survives. For that reason be a worker before being a boss!”